16 MM & 35 MM & VIDEO KAMERALAR

KALBİN ZAMANI

KALBİN ZAMANI
Senaryo, Yönetmen; Ali Özgentürk

Görüntü Yönetmeni; Ertunç Şenkay

Kamera; Arri 535B ve Cooke S4 Prime Objektif Seti (Lokomotif)

Kamera Asistanları: Erol Roni Beraha, Özgür Gür, Melik Uslu, Sertaç Özkan

Çekim tarihleri: 07 Haziran - 19 Temmuz 2004





AVŞAR'A ÜÇ JÖN BİRDEN



Hülya Avşar, Birol Ünel, Oktay Kaynarca ve Halil Ergün'ün başrolleri paylaştığı "Zaman"ın Pera Palas'taki setine konuk olduk. Filmin yönetmeni Ali Özgentürk uzun süredir üzerinde çalıştığı bu projeyi nasıl hayata geçirdiğini anlattı

Günbatımına karşı Haliç manzaralı Celal Bayar dairesinde konuştuk Ali Özgentürk ile. Çekim ve söyleşi yapılan mekan Pera Palas olunca her odanın bir öyküsü, kapısına çakılmış pirinç levhaya kazınmış bir adı var elbette. Filme de ilham veren bu mekanla bütünleşmiş, metrdotelliğe yükselmiş Melikyan karakterini canlandıran Kayhan Yıldızoğlu, kat görevlisi Alexandra rolünde Hilton'da çalışmış teyzesini anan Güler Ökten, her zamanki babacan haliyle Halil Ergün, neşeli Oktay Kaynarca ve topuzu, payetli siyah gece elbisesi içinde son derece zarif Hülya Avşar, alanının ustalarından görüntü yönetmeni Ertunç Şenkay ve arı gibi çalışan Bulgar ve Türk film ekibi yüzyılın görkemine saygı gösterircesine sessiz ve dikkatliydi.





Soru: "Zaman" uzun süredir üzerinde çalıştığınız bir proje. Sizi bekleten ne oldu? Senaryonun olgunlaşması mı, yapım hazırlıkları mı?

- Başta finans araştırmaları zaman aldı. Senaryoya çok zaman harcamak zorunda kaldım. Film kafamda ilk belirdiğinde yazarlara derdimi anlatamadığım için çekmek istediğim filmin senaryosunu bulamadım. Sık kullandığım bir espri vardır, ona benzedim: Filmim var da senaryosu yok! Sanki çekmiş bitirmişsin de senaryo arıyorsun. Bir Pera Palas hikayecisi var. Otelin yüzyıllık tarihini yaşamış sanki... Matrak sırlar barındırıyor bu otel. Birtakım olaylar yaşanıyor, sonra otel bunları içine alıyor. Ele vermiyor...



Soru: Sır tutuyor!

- Sır tutan otel, evet. Hikayenin embriyosunu içine alıyor, onu vermiyor. Anlatıcı da bir Pera Palas karakteri olduğu için o da aynı şeyi yapıyor. Greta Garbo kalmış burada, İsveçli bir yıldızken. Sonra kumarda kaybetmiş, parasız kalmış. İstanbul'un en zengin ailelerinden birinin oğlu "Ben senin borçlarını öderim ama bir gece benimle olursan" demiş. Peki, kim o? Söylemiyor... Aradan 70 yıl geçmiş, buna rağmen. Bütün bunları bir tek hikayeye dönüştürdüm. Pera Palas'ta elli yıllık bir zaman diliminde geçiyor. O çok hikayeli yapıyı terk ettim. Zeki Ökten ile tretmanı oluşturdum, Onur Ünlü adlı genç yazarla senaryoyu ve diyalogları çalıştım, Ahmet Ümit senaryo danışmanlığı yaptı.



Soru: Nasıl olup da bir kadın ve üç aşk öyküsünde düğümlendiniz?

- Hollywood'da yapımcılar film çekmek için onlara gelen yönetmenlere konuyu sorar, eğer tek bir cümlede anlatırsa onda iş var diye projeyi kabul ederlermiş... Ben de tek cümleyle özetleyeyim: Üç adam bir kadını sevdi, bu aşk elli yıl sürdü ve içlerinden biri öldürüldü. O kadın da onları sevdi, tabii. Burada odaklandık. Üç ayrı erkeğin farklı sevme, farklı tutku tarzlarının bir kadında odaklanması diyelim. Bununla zaman duygusunun örtüşmesi. Aşkların biri saplantının, aşkın bir tutku halinde, sadece platonik ya da el değmemiş, dokunulmamış, eski Leyla ile Mecnun bölümünde üretilmiş haliyle... İkincisi yine tutkunun sadakatten, şefkatten, dünyevi unsurlardan oluşan haliyle... Üçüncüsü çok çarpıntılı, fırtınalı, içinde bir tür macera duygusunun bulunduğu, aniden kanatlanan, sonra kaybolup giden ele geçmeyen haliyle... Tüm bunların bu kadar zaman var olabileceğini, yaşayabileceğini, 50 yıllık bir zaman içinde etiyle kanıyla durabileceğini gösteriyoruz.





Soru: Adını "Zaman" koymanızın nedeni, geri döndürülemeyecek bir şeyi simgelemek mi?

- Evet. Dağıtımcılar pek sevmedi bu ismi, popüler değil dediler. Bir sürü isim koyduk. Hiçbirini beğenmedim, bunda karar kıldık. Benim için filmde bunu karşılayan şey zamanın görünür hale gelmesi. Herkesin zaman duygusu farklıdır. Her yaşanan anın ya da andaki duygunun kendi zaman kategorisi var. İnsana göre değişen bir duygu...



Soru: Oyuncu seçimini nasıl yaptınız?

- Kadın oyuncu olarak ilk tercihim Hülya Avşar idi. Beğendiğim bir oyuncu. Onunla çekmekten şu anda çok keyif duyuyorum. Birol'u da "Duvara Karşı"da gördüm. Halil Ergün ve Oktay Kaynarca da beğendiğim oyunculardır.



Soru: Hülya Avşar'ın beğendiğiniz performansları hangileri? Onda sizin yarattığınız karaktere yakın bulduğunuz nedir?

- Sinema oyunculuğunun tarif edilemez bir yanı var. Bazıları çok iyi sinema oyuncusu olur. Bu doğuştan bir melekedir. Bazıları da güzeldir, yakışıklıdır, okulludur ama çok da iyi sinema oyuncusu olamaz. Hülya Avşar pelikülün çok sevdiği bir oyuncu. Filmin üzerindeki gümüşe değince birbirlerini seviyorlar, kim ne derse desin! Ayrıca çok yetenekli, şimdi çalışırken görüyorum, daha önce onunla çalışmamıştım. Pek çok filmini gördüm. İbrahim Tatlıses'in filmlerinde, Füruzan'ın "Benim Sinemalarım"ında, "Salkım Hanım'ın Taneleri"nde çok iyiydi.



Soru: Birol Ünel'i izlememiz çok yakın bir döneme denk geldi. Onun canlandırdığı karakter için arayış içinde miydiniz?

- Evet, arayış içindeydim ve rahat değildim, biliyor musunuz? Birol da filmde sınırda bir karakteri oynuyordu. Tam eski yok oluş ruhu içindeydi. Bu karakterinde de dolaylı bir yok oluş var, aslında. Birol yine sınırda bir karakteri oynuyor. Zaten onunla bir yerde oturuyorsunuz, hemen oradaki ortamın dışında görünüyor. Öyle külçe halinde bir yabancı görünüşü var onda. Burada 30 yıl önce bir kızla tanışıyor. 30 yıl boyunca her yıl o aşkın ilk doğduğu günün yıldönümünde bir gün için buraya geliyor yaşadığı ülkeden, bir yemek yiyor onunla ve geri dönüyor. İnanılması zor bir karakter. Oktay da o uçarı, maceracı, her an bir kadının aşk çarpıntısına kapılabilen, ülkeden ülkeye kalpten kalbe geçebilen, sonra da aşk acıları yaşayabilen, beceriksizliklerinin ya da arayışlarının sonunda bir şey bulamayan, biriktiremeyen bir tür eski zaman serserisi.





Soru: Halil Ergün?

- Hülya Avşar'ın kocası gibi, şefkat, sadakat gibi mekanizmaların temsilcisi. Ama daha alaturka bir ruh halinin yoğunluğunu temsil ediyor.



Soru: Film otelde geçtiğine göre bütün karakterler birer yolcu mu?

- Hayattan gelip geçiyorlar işte... Mekanın belirleyiciliği var. Mekan da bir karakter.



Soru: Pera Palas'ı olduğu gibi kullanıyor musunuz, yoksa düzenlemeler yaptınız mı?

- Hiç dokunmuyoruz. Geçmişe dair bazı değişiklikler hariç. Bu mekanın ve filmin ruhuyla örtüşen, bizi yöneten bir şey var.



Soru: Diğer filmlerinize göre farklı bir sinema dili deneyeceksiniz sanırım...

- Sinema diliyle eğleşmek istiyorum filmde. Mizahıyla, duygusal inişleri ve fırtınalarıyla büyük bir şiir gibi. Yapılmamış bir şey değil ama ben de sinema diliyle oynamak istiyorum. Bu hali bir bütünlüğe yol açıyor. Bir sahneden diğerine farklı bir tarzda geçmek istiyorum. Sinemanın mizahını, absürd hallerini, popülerliğini seviyorum ve biraz öyle bir şey yapmaya çalışıyorum. Sahneyi çok önceden tasarlamıyorum. Oyuncularla o anda, şen şakrak bir şey yaratmaya çalışıyorum.



Soru: Doğaçlama yapıyorsunuz yani...

- Evet, o da serbest bir tarz getiriyor. Sinemamızın onlarca güzel eseri var. Ama ülkenin dünyadaki durumu birinci faktör. Sinemayı da belirliyor. Burada bir yapımcının 200 milyon doları olsa da "Troy"u yapamaz. Çünkü endüstrinin birikimi yok. Öyle bir sanat yönetmeni, öyle bir ekibi yok. Yeşilçam'ın birikimi bile kayboldu. O da kendi çapında bir endüstriydi. Şimdi, sinemanın kendiliğinden var olması gereken reflekslerini el yordamıyla bulabiliyoruz. Uluslararası standartların geniş anlamıyla geçerli olduğu bir film yapamıyoruz.







Röportaj: Alin Taşçıyan - Milliyet

(03.07.2004)