
Tayfun Pirselimoğlu, "Kayıp konusu çok bıçak sırtı bir konu. Bundan büyük gürültüler koparacak bir film de çıkabilirdi, ama 'Hiçbiryerde' kadar güçlü olmazdı. Film, Montreal'de de İstanbul'daki gibi hayli sıcak karşılandı" diyor.
Tayfun Pirselimoğlu, kayıp denince ilk akla gelen isim. Pirselimoğlu 'Hiçbiryerde'den sonra filmle alakası olmayan ama yine kayıp konusunu işleyen bir roman yayımladı: 'Kayıp Şahıslar Albümü'
'Hiçbiryerde'nin şansı, nisan ayında yasaklanmaktan son anda kurtularak katıldığı İstanbul Film Festivali'nde açıldı. Burada Radikal Halk Ödülü alan ve başrol oyuncusu Zuhal Olcay'a da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü kazandıran film, İstanbul'da görücüye çıktıktan sonra, iki önemli festivalden, Moskova ve Montreal'den davet aldı. Ancak yarışmalı bölüm söz konusu olduğu için ikisinden birini tercih etmek gerekiyordu. Montreal tercih edildi. Ve orada kazanılan Jüri Büyük Özel Ödülü...
Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu aldığı ödülden bahsederken "Aslında Türkiye'de fazla algılanmadı ama bu çok ciddi bir ödül" diyor ve ekliyor: "Türkiye'nin 'Yol'dan sonra (1982, Cannes, Altın Palmiye) aldığı en ciddi ödül." Hafızamızı yokluyoruz gerçekten de öyle.
Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu filmini ve "Kayıp" olgusuna yaklaşımını anlatıyor.
Film fazla politik olmasın diye sakınmışsınız sanki.
Filmin belki bir özelliği de politik film diye kafalardaki klişelerin dışına taşıyor olması. Burada bir inkârın serüvenini izliyoruz ve bu coğrafyada geçiyor. Doğal olarak politik ortamın içine oturuyor film. Bu anlamda politik. Ama politik film denilince akla gelecek kaygıların ötesinde kaygı taşıyor bu film.
Filmin sizdeki, 'politik olmanın ötesinde'ki anlamı nedir?
Bir anne-oğul ilişkisi. Ana eksende bu var. İnkâr ve takip teması var. Bu ikisinin filmin omurgasını oluşturan öğeler olması bana cazip geliyor. Filmi çekmemin nedeni bu.
Anne-oğul ilişkisi dediniz ama üzerinde pek durulmuyor.
Klişe olarak aklımıza gelen bir ilişki biçimi değil bu. Oğlunun hayatta olduğuna dair inancın peşine takılıp gitmek bu ilişkiyi daha iyi dile getiriyor. Çok gösteren, işaret eden bir film yapmamaya çalıştım.
Şükran'ın kocası politik nedenlerle ölmüş. Ama kendisi hiç öyle değil. Şükran tepki olarak mı bu kadar değişmiş?
Şükran tam anlamıyla bir memure. Kocasının politik sıkıntılarını çok derinden çekmiş ve orada bir duvar var. Evindeki eşyası, hayata bakışı... her şeyiyle, kocasının ölümünden sonra bambaşka bir dünya kurmuş kendine. Oğlunu da özellikle uzak tutmaya çalışıyor.
Bu nedenle mi Şükran, kendi başına oğlunu arıyor, 'Cumartesi Anneleri' gibi örgütlü mücadeleye katılmıyor?
Çünkü o biliyor ki legal yolların dışına taştığı her an dayanamayacağı bir gerçekle karşılaşacak. Bu onun için her şeyin bitmesi demek.
Pek çok durumda anneler böyle mi yapar? Bir gün bulunacak, çıkıp gelecekmiş gibi...
Çok anneyle görüştüm. Öyle ki oğlunun öldüğü yüzde 100 bilinmesine rağmen hâlâ bir gün çıkıp gelecekmiş gibi umutla bekliyor.
Kayıplarla ilgili bilgiler hakkında nereden yardım aldınız?
Türkiye'de bu konuda iki yer var. Biri Kayıp Yakınları Derneği, normal kayıplarla ilgileniyor. Diğeri İnsan Hakları Derneği, daha çok politik kayıplarla ilgileniyor. Tabii ki bir de kayıp aileleriyle görüştüm.
Filmde kayıp yakınlarını dolandıranları izliyoruz. Gerçekte de böyle şebekeler var mı?
Var. Düşünsenize depremden sonra da yaşandı böyle olaylar. 26 kişi hakkında hiçbir bilgi yok. Bunlar büyük ihtimalle organ mafyası tarafından kaybedildi. Benzer hikâyeler kayıp yakınlarından da duydum. Kayıbınızı bulacağız diye telefon edenler varmış. Bir de politik kayıplarla ilgili sessiz telefonlar...
Çekimde zorluklarla karşılaştınız mı? Yollarda geçiyor.
Zorluk olmadı. Şöyle: Çok planlı çalıştık, zamanında bitti. Teknik anlamda hiçbir sıkıntı olmadı.
Filmin rengi İstanbul sahnelerinden sonra kızıllaşıyor.
Filmin iki rengi var. İstanbul... Soğuk yani mavi. Mardin... Orasının rengi kızıl. Şu bir gerçek, doğuya doğru açılınca her anlamda daha sıcak bir atmosfere giriyoruz.
Duygu sömürüsüne ya da sertliğe kaçmadan kayıp konusundan nasıl bu kadar sakin bir film çıkardınız?
Bıçak sırtı bir konu. Çok kolay 'kullanılabilir'. Bundan sahiden büyük gürültüler koparabilecek bir film de çıkarabilirsiniz. Fakat o zaman bu kadar güçlü olmazdı. Hep tekrarlıyorum, bir filmin önce samimi olması gerekiyor. Benim için ana dert annenin sıkıntısı. Onun üzerinde yürümeyi tercih ettim.
Çok enteresan, bu, yerini de buluyor. İstanbul Film Festivali'nde sıcaklığını izleyicilere kattı, seyirci ödülü aldı. Binlerce kilometre ötede Montreal Film Festivali'nde de aynı sıcaklığı gördü. İzleyici tepkisi bakımından, özellikle de kadınlar çok sıcak karşıladı filmi.
Filmin afişine 'Hiçbiryerde'yi neden bitişik yazıyorsunuz?
Bana göre yekpare bir acıyı ifade ediyor 'hiçbiryerde'. O yüzden kendine ait sıfatı olsun istedim.
Foto: Tayfun Pirselimoğlu
(09.10.2002)